Bir Ayak Fetişi Serüveni

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir Ayak Fetişi Serüveni
Bir Ayak Fetişi Serüveni

Benim adım Tarık. 18 yaşındayım. Boyum 1.78 kilom da 72. Ben kendimi bildim bileli çok utangaç birisi olmuşumdur. Annemin babamın yanında bile çekingen tavırlar sergiliyordum. Bu huyum hiç değişmedi. İlkokulda biraz arkadaşım vardı. Onlarla çok takılmıyordum ama en azından varlardı işte. Kızlarla bırakın konuşmayı merhaba merhabam bile yoktu. Yıllar geçtikçe arkadaşlarım hep azaldı. 8.sınıftayken neredeyse hiç arkadaşım kalmamıştı. Teog denen sınav yaklaşıyordu ama sınıftakiler sürekli gezip tozuyorlardı. Ama ben hiç onlarla gezemedim. Onlar beni davet etmemişti, ben zaten gidip kendimi davet ettiremezdim. Ben de onlarla gezmek istiyordum ama olmuyordu işte. Terslenme korkusu, çekingenlik beni bunu yapmaktan alıkoyuyordu. Kimsenin de benim bu bariyerlerimi aşmak için çaba göstermek gibi bir derdi yoktu. Ben de yapabileceğim tek şeyi yaptım ve kendi kabuğuma iyice çekildim ve ders çalıştım. İstanbulun çok iyi anadolu liselerinden birine yerleştim. O yaz tatilinde annemle biraz atıştık. Benimle “Senin neden hiç kız arkadaşın yok, bu yaşına geldin hala seni bir kızla görmedim.” Diye kızıyordu bana. Tabi ki o da oğlunu kızlarla birlikte görmek istiyordu ama ne yapabilirdim ki? Gidip kızlarla konuşacak cesarete sahip değildim. Liseye geçtiğimde annemle babam artık bir şeylerin değişeceğine ve benim açılacağıma inanıyorlardı ama durum böyle olmadı. Lisede de hiç arkadaşı olmayan, arkadaki, o kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı o çocuktum. Böyle olmak istemiyordum ama bu durumu tersine çevirecek güç de yoktu içimde. Kendimi çok aşağılık hissediyordum. Dışlanmış ve ezik. Yürürken sürekli başıma öne eğerek yürüyordum. Yanımda bir çocuk oturuyordu. Başlarda onunla az da olsa muhabbet ediyordum ve bu bana çok iyi geliyordu ama birkaç hafta sonra benim yanımdan kalktı ve bir grup arkadaşıyla birlikte başka bir yere oturdu. Bana gelmek ister misin bile demedi. Ki muhtemelen gelmemi istemiyordu. Benim gibi silik bir tipi kim yanında istesin ki? Artık erkeklerden yana bir iletişim kurma şansım kalmamıştı. Sınıfta çok güzel kızlar vardı ama bırakın yanlarına gidip onlarla arkadaş olmayı, kafamı gömdüğüm sıradan kaldırıp onların gözünün içine bile bakamıyordum. Birçok gecem yalnızlıktan ağlayarak geçti. Sürekli “Ben neden diğer çocuklar gibi değilim?” Diye sessiz sessiz ağlıyordum. Ağlamam bile kendini toplumdan saklıyordu. Günler aylar bu şekilde geçti. Ben bu yalnızlığın getirdiği boşlukta hep ders çalışıyordum ve matematiğim müthişti ama fen derslerinde çok iyi değildim. Matematiğim iyiydi iyi olmasına ama matematik sınavlarında genelde bir kızın yanına denk geliyordum. Stresten ve çekingenliğimden resmen yutkunamıyordum ve o haldeyken sınavdan çok yüksek notlar da alamıyordum. Bir keresinde kalemimin ucu bitti. Ama ben yanımdakine dönüp de “uç verir misin?” Diyemedim. Diyemedim işte. Eğer hoca fark edip bana uç bulmasa boş kağıdı teslim edip çıkacaktım sınıftan. İşte bu böyle devam etti. 10.sınıfın sonunda alan seçimi yapıldı ve ben sayısalı seçtim. 11.sınıfa geçerken sınıflar karıldı ve yanıma daha önce hiç görmediğim Ali diye bir çocuk oturdu. Ali benden biraz daha kısa, fit bir vücuda sahip, sarışın ve çok yakışıklı bir çocuktu. Onu görür görmez ondan nefret etmiştim. Benimle dalga geçen, sınıfın popüler çocuğu olacak diye düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Ali benimle arkadaş olmaya çalışıyordu. Başlarda ben onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım ama çabalarım başarısız oldu. Onunla çok iyi anlaşıyorduk. Sürekli muhabbet ediyorduk. Gülüp eğleniyorduk. Aliyle karakterlerimiz tamamiyle zıttı ama bu bizim avantajımızaydı. Resmen birbirimizi tamamlıyorduk. Muhteşem bir ikili olmuştuk. Okulda, okuldan sonra, gece fark etmeksizin sürekli ya birlikteydik ya da telefondan konuşup mesajlaşıyorduk. Benim duvarlarımı yıkmıştı Ali. Gidip diğer insanlarla muhabbet başlatacak seviyeye kadar getirmişti beni. Başlarda çok zorlansam da onun beni zorlamasıyla birkaç arkadaş bile edindim kendime. Ama hiçbiri Ali’nin yerini tutamazdı. 11.sınıf hayatımın o zamana kadarki en güzel yılı olmuştu. Gidip yanlarına konuşamasam da en azından kızlara bakabiliyordum. Kendimin de bir erkek olduğunu ve kadınlardan hoşlandığımı hatırlamıştım sanki. Sanki bunun daha önce farkında değilmişim ya da bunun bir önemi yokmuş gibi. 11.sınıf da bu şekilde bitti. 12.sınıfa geçtiğimizde sınıflar tekrardan karıldı ama çok şükür ki Aliyle aynı sınıfa düşmüştük. Okulun ilk günü bahçede toplandık. Aliyle aramızda bir özlem giderme durumu olmadı çünkü zaten yaz tatili boyunca birlikteydik. Herkes sıra oldu. Sıra olurken bir kız gözüme takıldı. Bizim sınıfın sırasına giren, 1.68 boylarında, yeşil gözlü, kahverengi saçlı, muhteşem bir kızdı. Belki de bana öyle geliyordu ama sanırım bu kız hayatımda gördüğüm en güzel kızdı. Ama sanki onun bu güzelliğini bir tek ben fark etmişim gibi geliyordu. Hayatımda ilk defa gerçekten bir kızın yanına gidip onunla konuşmaya yeltendim. Hatta biraz gittim ama olmadı. Utangaçlığım ağır basmıştı. Hemen bunu Aliyle konuştum. “Ben bu kıza aşık oldum kanka, bir şey yapmamız lazım.” Dedim. Elini omzuma koydu “Sen hiç merak etme kardeşim, o iş bende.” Dedi. Ali öyle dediyse tamamdır benim için. Ona güvenim sonsuz. Müdür kürsüye çıktı geleneksel boşunu yaptı ve sınıflara geçmeye başladık. Benim tutulduğum kız arkadaşıyla birlikte en sağ en öndeki sıraya oturdu. Ali hemen koştu ve onun bir arkasındaki sıraya oturdu ve beni yanına çağırdı. Ben de gidip oturdum. Önce herkes yanındakiyle muhabbet ediyordu ama Ali bir şekilde önümüzdeki kızlarla bizim muhabbetimizi birleştirdi. Ali’nin de böyle bir yeteneği vardı işte. Ve ben aşık olduğum kızın ismini de öğrenmiş oldum. Pelin. O gün zaten hocaların yarısının gelmemesinde ve gelenlerin de bizi serbest bırakmasının yarattığı boşlukta dördümüz çok iyi kaynaştık. Daha doğrusu Ali bizi kaynaştırdı. Artık biz dörtlü bir grup olmuştuk ve sürekli beraber takılıyorduk. Ben ne zaman Pelin’e baksam onun gözlerinde kayboluyordum. Pelinin matematiği çok iyi değildi ama o da fen derslerinde çok iyiydi. Ben ona matematikte anlamadığı yerler konusunda yardımcı oluyordum o ise bana fen derslerinde. İkimiz dörtlü gruptan yavaş yavaş kopup beraber de vakit geçirmeye başlamıştık. Her şey çok güzeldi. 12.sınıfa gidiyorduk. Üniversite sınavına çalıştığımızdan zaten öyle kafeye ya da sinemaya falan gitmemiz çok zordu ama en azından onu ders çalışmaya davet etmek istiyordum. Birkaç kez edecek gibi olduysamda bir türlü başaramadım. Davet etsem kabul edecekti bunu gözlerinde görebiliyordum ama işte, edemiyordum. Sonra bir gün bana kimyadan anlamadığım bir yeri anlatırken “Ya Tarık, bunu şu an hiç anlatasım yok. İstersen akşam bize gel hem ben sana bunu anlatırım hem sen de bana şu değişken değiştirmeyi anlatırsın. Gelmek ister misin?” Dedi suratında bir gülümsemeyle. Gelmek ister miyim. Bu ne saçma bir soruydu böyle. Resmen içimde havai fişekler patlıyordu. Yüzümde saklayamadığım bir gülümseme oldu. İçim sıcacık olmuştu. Hani neredeyse mutluluktan gözlerim yaşaracaktı. “Tabi gelirim.” Dedim gülerek. O da güldü. “Akşam görüşürüz o zaman.” Dedi. Ben hemen koşup heyecanlı heyecanlı bunu Ali’ye anlattım. Ali de diğer kızı çoktan götürmüştü bu arada. Anlattıklarımı dinlerken onun da yüzü gülüyordu. Benim başıma gelen bir şeyden bu derece mutluluk duyan bir arkadaşa sahip olduğum için dünyanın en şanslı insanıymışım gibi hissediyordum. Akşam eve gittiğimde yüzüm hala gülüyordu. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Ali’nin tavsiyesi üzerine üzerime rahat bir şeyler giydim ve Pelin’in attığı konuma gittim. Eve vardığımda zile basıp basmamak konusunda tereddüte düşmedim desem yalan olur. Ama sonunda ilk kez utangaçlığımı yendim ve “Neyse ne.” Diyerek zile bastım. Pelin için değerdi. Çok rahat ama bir o kadar da şık bir kıyafetle Pelin açtı kapıyı. “Hoşgeldin”. Dedi. Onu ilk defa okul kıyafetinden başka, hele bu kadar güzel bir kıyafetin içinde görünce bir süreliğine nutkum tutuldu ama sonra toparladım ve “Hoş bulduk.” Dedim. Ayakkabılarımı çıkardım ve içeriye geçtim. “Merak etme şu an evde bir ben bir de annem var. Babam da ablam da şu an şehir dışındalar. Rahat ol biz bizeyiz yani.” Dedi. Ben sadece gülümseyerek kafa salladım. Direkt Pelin’in odasına geçtik. Odası çok güzel ve çok düzenliydi. Her şey yerli yerindeydi. Çalışma masasına geçtik ve ders çalışmaya başladık. Birkaç saat boyunca hem ders çalıştık hem de sohbet ettik. Her şey muhteşemdi. Bir süre sonra ikimiz de yorulduk ve bir ara vermeye karar verdik. Odadan çıkıp salona televizyon izlemeye gittik. Salondaki büyük koltukta Pelin’in ablası yüz üstü uzanmış, bacaklarını dizlerinden büküp ayaklarını tabanları yukarıya bakacak şekilde havada çaprazlamış, göğüsünün altına bir yastık almış biriyle mesajlaşıyordu. Ablası 175 boylarında, mavi gözlü, kızıl saçlı ve muhteşem bir fiziğe sahip, afet gibi bir kadındı. 21-22 yaşlarında olsa gerekti. Onun uzandığı koltuk tam televizyonun karşısında, televizyona doğru bakıyordu. Bu koltuğun solunda aynı bunun gibi büyük ama yan duran bir koltuk vardı. Ama onun üstünde üstü örtülü mantılar vardı. Ablasının olduğu koltuğun sağında ise yine yan duran ama tekli bir koltuk vardı. Pelin şaşkın bir şekilde “Abla? Sen Eskişehirde değil miydin? Nasıl, ne zaman geldin? Okulun yok mu?” Dedi. Ablasının adı Selma’ydı. Selma abla “Bizim fakültenin hocalarının katılması gereken bir şey varmış, bir hafta tatilim de sen onu boşver şimdi. Vay be. Küçük kardeşim büyümüş sevgili yapmış, o da yetmemiş onu eve atmış. Hey yavrum hey kimin kardeşi be!” Dedi. Sevgilisi deyince ben tam kem küm edip kendimce itiraz etmeye çalışacaktım ki Pelin bana hiç fırsat vermeden “Evet sevgilim evimde ders çalışmaya geldi ne var bunda? Aslan gibi çocuk bak.” Dedi. Benim resmen yüzümde çiçekler açmıştı onun bu söylediklerinden sonra. Sonra Pelin hızla yürüdü ve tekli koltuğa oturup televizyonu açtı. Aslında tam oturdu denemez. Başını koltuğun kollarından birine dayayıp bacaklarını diğer kolun üzerinden aşağıya sarkıttı. Televizyona doğru uzandı yani. Ben de gidip Selma ablanın ayaklarının yanına oturmak zorunda kaldım. Selma abla “Neden öyle koştun kız?” Dedi. Pelin de “Saatlerdir yollardasın. Ayaklarının kokusu odanın diğer tarafına kadar geliyordu bir de kaynağının yanına mı oturacaktım. Ben de Tarık oturmasın diye önce davrandım.” Dedi gülerek. Selma abla biraz sinirlendi. “Hadi lan ordan benim ayaklarım gül bahçesi gibi kokar bir kere.” Dedi. “Ya tabi tabi. Benim burdan burnumun direği kırıldıysa Tarık’ı tahmin bile edemiyorum..” Dedi Pelin. Selma abla ayaklarının tabanını suratıma doğru eğdi ve burnumun dibine kadar getirdi. Tabanları gözlerimin önündeydi. “İnanmıyorsan sevgiline soralım. Canım kokla bakalım ayaklarım nasıl kokuyor.” Dedi. Tabanları çok pürüzsüzdü. Ayakları çok biçimliydi. Ayağının her bir parçası, her bir kıvrımı kendini belli ediyordu. Parmakları da çok biçimli ve düzgün duruyorlardı. Kıpkırmızı ojeliydi hepsi. Ve ayağı çok terliydi. Bakınca saatlerce ayakkabı içinde kalmış olduğu belli oluyordu. İstemsizce burnumu yaklaştırdım ve çok derin bir nefes aldım. Ayakları ter kokuyordu ve gerçekten çok ağır bir kokuydu bu. Öyle ki koku resmen başıma vurmuştu. Sanki koku beynimdeki bir şeyleri açtı gibi hissettim. Bir an başım döndü. Ama. Ama bu koku daha önce hiçbir şeyin vermediği kadar zevk vermişti bana. Bir anda penisim dimdik oldu ve tamamen kendi irademin dışında bir kez daha ciğerimin son raddesine kadar kokladım ve “Ohh.” Dedim. Kendime inanamıyordum. Resmen bir kadının ter kokan ayaklarını kendi isteğimle kokluyordum ve daha da utanç verici olanı bundan zevk alıyordum. Üstelik ayakları çok ağır ter kokuyordu ama bu koku beni mest ediyordu. Kendimi çok aşağılık hissetmiştim. Sonuçta koklamaktan hoşlandığım şey bir kadının saatlerce ayakkabısında tuttuğu terli ayaklarıydı. Ayak ya ayak. Vücudunun en pis yeri. Ama o koku beni o kadar etkilemişti ki kendimi kaybedip “Muhteşem kokuyorlar. Gerçekten muazzam.” Dedim. Pelin şaşkın şaşkın bana bakarken Selma abla kahkaha atıyordu. Selma abla “Ben sana ne dedim. Bak sevgilin ayaklarımın kokusunun müptelası oldu. Kimse benim hakkımda kötü bir şey söyleyemez zaten. Ayaklarımın kokusu hakkında bile.” Dedi. Penisim neredeyse pantolonumu delecekti o derece kalkmıştı. Ben neden bu kokudan , bu sözlerden zevk alıyordum. Selma abla gözümde büyüyordu resmen. Kendimi nedensizce onun altında olmalıymışım gibi hissediyordum. Ne kadar da aşağılık bir düşünceydi bu böyle. Bir kızın terli ayak kokusu benim neden hoşuma gitmişti anlam veremiyordum ama delicesine sevmiştim o kokuyu ve tabanlarının görüntüsünü. Verdiğimiz aranın geri kalanımda Pelin televizyon izledi, Selma abla telefonuyla mesajlaştı ben ise anlamsızca Selma ablanın ayaklarının kokusunu koklayarak kendimden geçtim. O gün eve gittiğimde bu konu üzerine kafa yormamaya karar verdim. Herhalde ayağının kokusu bana geçmişteki bir şeyi hatırlatmış olmalıydı. Yoksa benim bir kadının terli ayak kokusunu sevmem mümkün değildi. Tabii ki de değildi. Bu kadar alçalamazdım. O gece sevdiğim kızın benden sevgilim diye bahsetmesi ve onunla gece boyunca ders çalışmamızın verdiği mutlulukla melekler gibi uyudum. Bir sonraki gün okulda değişik bir şey olmadı. Her şey normal, tıkırında işliyordu. Pelinle çok güzel vakit geçiriyorduk ve bu beni mutluluktan havalara uçuruyordu. Dün gece yaşananları, özellikle de Pelin’in benden sevgilim diye bahsettiğini Ali’ye anlattığımda o da en az benim kadar mutlu olmuştu. Onun diğer kızla olan ilişkisi zaten yolundaydı sormaya gerek yoktu. Ali bu konularda doğuştan yetenekliydi. Bugün tekrar gidecektim. Eve gidip üzerimi değiştirdim, yemeğimi yedim ve hızlıca yola çıktım. Geç kalmak istemiyordum. Onların evine vardığımda bu kez kapıyı Pelin’in annesi açtı. Annesi benden çok az uzun, ne zayıf ne şişman tam kıvamında kiloda, Sapsarı saçlı, Selma abla gibi mavi gözlü, 45 yaşında ama kesinlikle yaşını göstermeyen 20 lik kızlara taş çıkartacak derecede güzeldi. Annesi gülümseyerek ”Hoşgeldin delikanlı. Benim adım Tülin, Pelin’in annesiyim.Yahu sen amma yakışıklıymışsın bizim kız seni nasıl tavlamış helal olsun.” dedi. Ben hemen araya girerek ”Estağfirullah Tülin teyze. Sizin kızınız her şeyin en iyisini hak ediyor.” dedim. Bunu dediğimi duyunca birden ciddileşti ve ”Aferin çocuk, seni test ettim ama başarılı oldun. Benim kızımla birlikte olduğun için ne kadar şanslı olduğunun farkında mısın değil misin bilmem gerekiyordu. Kızımla iyi geçinmeye çalış ve sakın şunu unutma: Eğer kızımı üzersen seni böcek gibi ezerim.” dedi. Ben yutkunamıyordum. Birden güldü ve ”Hadi içeri geç Pelin seni bekliyor. Ben şimdi çıkıyorum siz keyfinize bakın.” dedi. Ben sadece kafa sallayabildim. İçeri Pelin’in yanına geçtim. Annesi de gidince ev boş kalmıştı. Bir süre ders çalıştıktan sonra dış kapı açıldı ve bağırışma sesleri eşliğinde biri eve girdi. Giren kişi Selma ablaydı ve biriyle çok sert tartışıyordu. Pelin bana bakıp ”Sen boşver bizlik bir durum yok, ona yardımcı olamayız en iyisi onu yalnız bırakmak.” dedi. Ama ben böyle bir şey yapamazdım. Karakterim böyle değildi. Bir süre sonra bağırışmalar kesildi. Biz bir süre daha ders çalıştık sonra ben lavaboya gitmem gerektiğini söyledim ve odadan çıktım. Selma abla salonda büyük koltuğun üzerine yüzüstü uzanmış ağlıyordu. Onu öyle görünce dayanamadım ve gidip yanına ayaklarının dibine oturdum. Dediğim gibi normalde asla kızlarla gidip konuşamam ama birincisi bu kadın sevgilimin ablasıydı ve daha da önemlisi birini üzgün görmeye dayanamıyorum. Özellikle de bu kişi değer verdiğim birisiyse. Ben oturunca göz yaşlarını sildi ve ”Beni yalnız bırakır mısın?” dedi. Bırakamazdım. Değer verdiğim birini o halde bırakamazdım. ”Kötü bir şey mi oldu? Benimle her şeyi paylaşabilirsin, yükün hafifler. Ben mal gibi dinlerim.” dedim gülerek. ”Gerçekten mi?” dedi ve anlatmaya başladı. En yakın arkadaşı Selma ablanın sevgilisini onu aldatırken yakalamış hatta fotoğraflarını bile çekmiş. Telefonda da en yakın arkadaşıyla tartışıyormuş. ”O öyle bir şey yapmaz sen bizim aramızı bozmaya çalışıyorsun!” gibisinden. Sonra arkadaşı fotoğrafları atınca tabi şüphe yerini su götürmez bir gerçeğe bırakmıştı. Bana anlattıkça rahatlıyordu ama yüzü bir türlü gülmüyordu. Sürekli espri yapmaya çalışıyordum ama güldürmeyi bir türlü başaramıyordum. Son esprimden sonra ”Beni güldürmeye çalıştığının farkındayım, çabanı da takdir ediyorum ama şu an bu mümkün değil kusura bakma.” dedi. Ben de biraz düşündükten sonra suratımda sinsi bir gülümsemeyle ”Eğer esprilerimle güldüremiyorsam, ben de başka şekilde güldürürüm.” dedim ve bacaklarını sol kolumla sarıp diğer kolumla ayaklarını gıdıklamaya başladım. Selma abla kahkaha atarak çırpınıyordu. Yüzüstü yattığı için yeterince kuvvetli çırpınamıyordu ama. Gülmekten gözünden yaşlar geliyordu artık. Sonra sırt üstü döndü ve çok daha kuvvetli çırpınmaya başladı. Bacaklarını zapt etmem mümkün değildi ki edemedim de zaten. Sağ bacağını kolumdan kurtardı ve bir anda suratıma doğru getirmeye başladı. Tabi çok hızlı gerçekleşiyordu bu olay. Tabanının suratıma geldiğini görünce bi tuhaf oldum ve her nedense ayağını tutmak için veya suratımı çekmek hiçbir hamle yapmadım. Gelişini öylece seyrettim sadece. Tabanı yavaşça suratıma temas etti. Üst tarafı yanağımda topuk tarafı dudaklarımın üzerindeydi. Yumuşacık ayağının sıcaklığını suratımda hissediyordum. Ayakları çok terliydi ve o terleri suratımda gayet rahatlıkla hissedebiliyordum. Bir sessizlik oldu. Selma abla gözlerimin içine ”E hadi terli ve pis kokulu ayağımı suratından çekmeyecek misin?” der gibi bakıyordu. Penisim daha önce hiç olmadığı kadar kalktı ve resmen kitlenmiştim. Tek yapmam gereken ayağını suratımdan çekmekti ama yapamıyordum. Öylece kalakalmıştım. Tamamen kontrolüm dışında ayağının o çok keskin ter kokusunu ciğerimin son raddesine kadar çektim. Koku o kadar güzel geliyordu ki bana gözlerim kayıyordu neredeyse. Selma abla terli ayağını kokladığımı görünce resmen bir kahkaha patlattı. Onun o gülüşünden sonra iyice yerin dibine girmiştim. Evet ben her zaman silik bir tiptim ama daha önce hayatımda kendimi hiç bu kadar ezik ve aşağılık hissetmemiştim. Yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyordum. Ama derinlerde bir yerlerde ait olduğum yerdeymişim gibi hissediyordum. Kadınların ayağının altında. Selma abla yumuşacık tabanını suratımın her yerinde gezdirmeye başladı. Hayatımda hiçbir şeyden bu kadar zevk almamıştım. Bir süre sonra yumuşacık tabanına ve derin derin kokladığım keskin ter kokusuna dayanamadım ve hayatımın en güçlü boşalmasını yaşadım. Titreyerek boşaldım resmen. Pantolonum göle dönmüştü. Aslında Selma abla pantolonumu göremiyordu ama suratımın aldığı ifadeden ve titrememden boşaldığımı çok rahatlıkla anlamıştı. Çok şiddetli bir kahkaha daha patlattı. ”İnanamıyorum resmen ayağımla boşalttım seni. Çok eğlenceliydi ya. Erkekleri ayaklarımla bu hale getirebileceğimi baştan bilseydim, şimdi kapımda onlarca köpeğim olurdu. Vay be demek ayak fetişin var.” dedi. Ne demek ayak fetişi. Hayır ben bunu kendime yediremezdim. Benim hiç öyle bir sevdam olmamıştı. Bunu da ona açıklamam gerekiyordu. ”Selma abla benim ayak fetişim falan yok. Ayaklardan hoşlanmıyorum az önce ne oldu anlamadım ama öyle bir şey…” derken tabanını suratıma dayadı. Elden ayaktan kesilmiştim resmen. Bir anda istemsizce ayağını derin derin koklamaya başladım. ”Sanki bir şey söylüyordun kusura bakma, ayağım suratına geldi. Ama eğer konuşmaya devam etmek istiyorsan istediğin an ayağımı suratından çekebilirsin.” dedi. Ya ayağını çekmem lazım. Bu kadar da aciz olamam artık. Bir kadının ayağını nasıl suratımdan çekemem yahu! Ben nasıl bu kadar aşağılık olabilirim. Ama öyleydim işte. Çekemedim. Cevap olarak sadece derin derin koklamaya devam ettim. ”Ben de öyle düşünmüştüm. Şimdi terli ayağımı kokla, sinüslerine kadar çek. Beyninin her zerresine işlemesini istiyorum bu kokunun. Hiç aklından çıkmasın.” dedi. Ben deliriyordum resmen. Kendimi çok aşağılık hissediyordum ama bu his nedensizce hoşuma gidiyordu. Bir süre sonra ”Yeterince kokladın. Artık beyninin her zerresine sirayet etmiştir müthiş ayaklarımın kokusu. Şimdi de bir tadına bak bakalım. Ayaklarımı yala!” dedi. O öyle der demez vücudum beynimden önce davrandı ve hemen yalamaya başladım. Ayağındaki terin o tuzlu tadı ağzıma geliyordu ama müthiş bir tattı bu. O an hayatta tek yapmak istediğim şey ayaklarını yalamaya devam etmekti. Yaladıkça yaladım. Topuktan parmaklara kadar her yeri tertemiz ettim. Kıpkırmızı ojeli parmaklarını buruşana kadar emikledim. Aman Allahım muhteşem bir şeydi bu. Sonra bana ”Ağzını aç!” dedi. Hemen ağzımı kocaman açtım. Sağ ayağını parmaklarından ağzıma soktu. Ağzım genişti 5 parmağını birden alabilmiştim. Sonra diğer ayağını da penisime dayadı. Boşalmamdan dolayı penisimin etrafındaki döller penisimi kayganlaştırıyordu zaten. Ayağıyla penisimi ovmaya başladı. Ağzımdaki ayağını da ağzıma sokup çıkartmaya başladı. Zevkten resmen çıldırıyordum. Bir süre sonra tekrardan dayanamadım ve çılgınlar gibi boşaldım. Bir kahkaha daha patlattı. ”Ben ne muhteşem bir varlığım ya! Erkekleri ayaklarımla bile boşaltabiliyorum. Vücudumun en pis yeriyle. Ama zaten erkekler de oraya layık. Ayaklarımın altına. Sizden bana ancak paspas olur başka da bir şey olmaz. Oh be keyfim yerine geldi. Sevgili de neymiş. Erkekleri ayaklarımla köpeğim yapabilecekken kim takar sevgiliyi. Benim isteklerimi yerine getirirsin değil mi Tarık bey?” dedi. Bana cevap vermek için süre tanımadan parmaklarıyla burnumu sıkıştırdı ve başımı yukarı aşağı eğerek kendini onaylattı. ”Ama sen dua et kız kardeşimin sevgilisisin sana çok yüklenmeyeceğim. Ama diğer erkeklere yapacağımı biliyorum ben. Hadi şimdi git temizlen, kız kardeşimi yalnız bırakma.” dedi ve ayağıyla suratımı itti. Hemen banyoya gittim. Aynada kendime bakamıyordum. Kendimden utanıyordum. O kadar aşağılık hissediyordum ki yer yarılsa içine girerdim. Ama bir yandan da benliğimi bulmuşum gibi hissediyordum. Donum sırılsıklam olmuştu onu çıkardım. Pantolonumda çok bir şey yoktu don hepsini toplamıştı. Ben de donsuz bir şekilde Pelin’in yanına gittim. Bana ”Nerde kaldın be Tarık, seni bekleye bekleye ağaç oldum.” dedi. Ben de ”Ya kusura bakma, midemi üşütmüşüm galiba karnım fenaydı.” dedim. Gözlerindeki acıma duygusunu görmüştüm. ”Geçmiş olsun.” dedi. Ben de kafa salladım. Bir süre daha ders çalıştık sonra ben eve gittim. Yatağa girdiğimde uyuyamıyordum. Durmadan yaşadıklarımı kafamda döndürüp döndürüp duruyordum. Sonra uyuya kalmışım.

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *