Efe ile Nilin Hikayesi.-1

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Efe ile Nilin Hikayesi.-1
“Efe, sana bir şey söylemek istiyorum” dedi Nil.

Deniz kenarında bir kafede oturuyorduk. İlk buluşmamızdı. Heyecandan ölecek gibi hissediyordum kendimi… Hoş, o da benden farklı değildi ama, bu cümlenin çok önemli, hayatımı değiştirecek kadar etkileyici bir cümle olduğunu henüz bilmiyordum o anda…

Amcamın komşusuydu Nil… Amcama gidip gelirken bana bakışları dikkatimi çekti önce… Çekingen bir delikanlıydım. Öyle gidip kızlara asılan, ayak üstü çıkma teklif eden fırlama tiplerden değildim. Şu kafede birlikte oturmayı nasıl başardığımı ben bile bilmiyordum.

Tabi, bunda Nil’in payı büyüktü şüphesiz… O çapkın bakışları, gülümsemesi, benimle konuşmaları… Hele o başında sürekli taktığı türbana rağmen, balık eti vücudunu belli eden daracık giyimleri, irice göğüslerini meydana çıkaran tişörtleri, kışın soğukta bile ikisi üçü açık duran gömlek düğmeleri, giydiği dizinin altına kadar uzanan fakat kalçalarının diriliğini ortaya koyan dar etekler…

Hasta olmuştum kıza… Onu görmeden duramıyordum ben de… Daha önce pek gidip gelmediğim amcamlardan çıkmaz olmuştum. Amca oğulları yoksa bile evin önünde dolanıyor, sürekli Nil’i görmeye çalışıyordum.

Sonunda başarmış, onu benimle çıkmaya ikna etmiştim. Şimdi de deniz kenarında başbaşa oturup onun elini tutabilmenin, sürdüğü egzotik kokuyu burun deliklerime çekebilmenin sarhoşluğundaydım.

“Söyle canım…” dedim. Elinin sıcaklığı elimi yakıyordu sanki…

“Ben…” dedi, sustu. Anlamıştım. Önemli bir konuydu. Onu hiç böyle görmemiştim tanıdığımdan bu yana… Gözleri dolu doluydu. Bir nefeste içindekini söyleyiverdi sonra,

“Efe, ben bakire değilim.”

Dudakları titriyor, gözlerindeki damlalar yanaklarından aşağı yuvarlanıyordu. Avucumun içinde duran eli kasılmıştı gerginlikten…

Bekliyordum böyle bir şey söylemesini… Kafamın içinde yankılandı sözleri bir süre… “Bakire değilim”

Güzel gözlerine baktım. Yaşlarla doluydu. Seviyordum onu… Ama gerçekten seviyordum. İlk darbeyi atlatmıştım, şimdi sorular dolanıyordu beynimde… Nasıl? Ne zaman? Kim? Soracağım soruları biliyordu o da… Ben sormadan yanıtları verdi bir kaç cümleyle…

***

“Daha en başta açık açık söylemek istedim” dedim Efe’ye…

Elimi tutmuş, meraklı gözlerle bana bakıyor, bekliyordu. Ne düşünüyordu acaba? Ah, bir bilebilsem… Ama anlatmalıydım ona, belki dozajı azaltarak, fazla yıpratmadan, ama bir ucundan da olsa gerçeği söylemeliydim müstakbel kocama…

“Söyle Nil…” dedi. “Bekliyorum.”

“Senden önceki erkek arkadaşımla ileri gittik. Benimle evleneceğini, ciddi olduğunu söyleyerek kandırdı beni… Ben de ona inandım, güvendim. Kendimi ona teslim ettim. Beraber olduk. Ama ilk erkeğim olmasına rağmen, benden kan filan gelmedi. Şu elastik zar olayı filan herhalde…

“Sonra…? Devam et…”

“Sonrası… Hasan inanmadı bana… Kız değilim diye yapmadığını bırakmadı. Bağırdı, çağırdı, hırpaladı. Bırakıp gitti öylece… Aradan biraz zaman geçince tekrar geldi. “Tamam, doğruyu söylediğine inanıyorum” dedi. Evlenme planlarımıza devam ederken bir kaç ay sonra da beni bırakıp çekti gitti. Piç gibi ortada bıraktı beni… Memleketine gitmiş, orada evlenmiş…”

Bütün bunları soluksuz anlatmıştım bir çırpıda… Sustum. Beklemeye başladım. Elimi Efe’nin elinden çekmiş, merakla anlattıklarımı nasıl karşılayacağını, yanıtının ne olacağını bekliyordum.

“Bir tek o gün mü beraber oldunuz peki?” dedi fısıltıyla…

“Yalan söyleyemem sana Efe… Bir iki defa daha zorladı beni… İşte sana anlatacaklarım bunlardı…”

Elimi tuttu bir eliyle, diğeriyle çenemden tutup kendine çevirdi. Kimseler yoktu etrafımızda, eğilip dudağıma kaçamak bir öpücük kondurdu, çekildi. Eli elimdeydi, bırakmamıştı.

“Seni seviyorum Nil…” dedi. “Erkeklerin ne kadar sinsi, pislik olduklarını kendi etrafımdan biliyorum. Hem yaparlar, hem böbürlene böbürlene anlatırlar. Sen de gençliğinle, toyluğunla bu pisliğin tuzağına düşmüşsün. Ne olursa olsun, başına ne gelmiş olursa olsun, seninle evlenmek istiyorum. Senden başkasıyla beraber olamam artık…” dedi.

İliklerim erimişti o anda… Etrafıma baktım, kimse yoktu, boynuna sarıldım minnetle, başımı omuzuna koydum. Sımsıkı sarıldı bana… İçim bir anda ferahlamış, rahatlamıştım. Hasan gitti gideli yaşadığım kabuslar, beni patlak patlak kim alır evlenir benimle korkuları sona ermişti. Efe her şeyi bitirmişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

***

Gidip istedik Nil’i, nişanlandık. Evlerine gidip gelmeye başladım. Pek evine bakmayan, ilgisiz garson bir baba, evi çekip çevirmeye çalışan bir anne, iki kız kardeş daha… Ablası evli iki çocuklu, küçük baldız okula gidiyor, 16 yaşlarında filan… Fakir, kendilerine ancak yeten, bazen sıkıntılar yaşayan gariban bir aile kısacası…

Amcam, komşusunun kızıyla nişanlanmama karşı çıktı önce… Tepki gösterdi. Anlam veremesem de aldırmadım. Kararlıydım. Mutluydum. Nil’in üstüne toz kondurmuyordum. Yediği darbe yüzünden yaralı nişanlıma destek olmaya çalışıyor, sevgimle, ilgimle onun gönül yarasını iyileştirmeye, yapılan kötülükleri unutturmaya çalışıyordum. Sık sık onu alıp gezmelere götürüyordum. El ele, kol kola, sarmaş dolaş bir nişanlılık dönemi yaşıyorduk.

Hiç dokunmadım ona, cinsellik yaşamadık. Bakire olmadığını bilmeme rağmen benimle sevişmesini isteyemedim. Öpüşüp koklaştık ama daha ileri gitmedik. Daha doğrusu Nil istemesine rağmen ben doğru değil diyerek engel oldum. Tam bir yıl geçti, benim doğum günüm geldi çattı.

“Sana bir sürprizim var” dedi. “Senin evdekileri ayarlasana, gündüz başbaşa olalım, doğum gününü kutlayalım.”

Bizimkiler zaten yoklardı. Evde yalnız kalıyordum. Merakla bana yapacağı sürprizi bekliyordum. O gün geldi. Evde heyecan içinde Nil’in gelmesini bekliyordum. Kapı çalındı, gidip açtığımda dona kaldım.

Nişanlım türbanı çıkarmıştı başından… Kumral saçlarını açık sarıya boyatmış, ince askılı kıpkırmızı bir tişört, mini bir etek, siyah ince çoraplarıyla karşımda duruyordu. Ağzım açık, ona bakıyordum. Güldü, kapı eşiğinden beni de iterek içeriye girdi. Kapıyı kapattı.

“Çok mu şaşırdın aşkım?” dedi. Gözleri parlıyordu. Yutkundum,

“Gerçekten şaşırdım Nil…” diyebildim. “Gözüm kapalı türbana alışmış. Seni böyle sarı saçlarla görünce…” Dudaklarını büzerek baktı,

“Beğenmedin mi yoksa sürprizimi?” dedi.

“Tam aksine… Harika olmuşsun. Fıstık gibisin. Çok seksi görünüyorsun bebeğim.”

Bir anda boynuma sarıldı, sımsıkı, dudaklarıma uzandı. Öpüşmeye başladık. Önce yavaştan başlayan öpüşmemiz şiddetini arttırdı, dudaklarımızı somuruyorduk birbirimizin…

Ona sarılan kolumu aşağıya indirdi öpüşmeye devam ederken… Sırtında duran elim kalçalarının üzerindeydi şimdi…. Avuçladım.

O bir yıldır doğru dürüst elleyemediğim, hayalini kurup otuzbir çektiğim geniş kalçaları parmaklarımın altındaydı. Mıncıklıyordum etini… Kapıya doğru ittim, hırsla kapıya yaslayıp memelerini avuçladım öpmeyi bırakmadan… Nefes almaya çalışıyor, saçlarımın arasında parmaklarını dolaştırıyor, kalçalarını olabildiğince bana doğru kaldırıp kasıklarını benim önümdeki sertliği hissetmek istercesine kasıklarıma bastırıyordu.

Ellerimi eteğinin altına uzattım. Bacağını okşayarak eteğin altına girdim, yukarıya çıktım. Çoraplı bacaklarının kayganlığı içimi eritmişti. O kayganlık hissinden sonra jartiyer çorabının dantellerini parmak uçlarımla keşfediyordum. Sonra da jartiyerinin kopçalarını, çorabın bittiği yerde ateşten teninin sıcaklığını… Ve tanga külodunu… Minicik, incecik dantel külodunun kapatamadığı kadınlığının dudaklarını…

Nişanlımın bir yıldır çıkmamıza rağmen hala gözümle görememiş olduğum amcığının dudaklarını avuçladım. Islaklığı parmaklarıma bulaştı. Zevk suları akmıştı nişanlımın, sırılsıklamdı apış arası… Ben kendimi kaybederek narin kukusunu avucumda sıkınca Nil,

“Aaahhh…” diye inledi dudaklarımın arasında… Soluk soluğa,

“Özür dilerim aşkım…” diyebildim. “Dayanamadım, kendimi kaybettim” diyecekken dudaklarımı ısırdı şehvetle,

“Devam et… Devam et sevgilim…” dedi. “Bana aldırma sen… Ne istiyorsan yap bana…”

Penisim taş kesilmişti adeta… İkimiz de hırsla sevişiyorduk. Adeta kavga edercesine bir sertlik vardı hareketlerimizde… Bir yılın birikimi vardı, kolay değil… Sonunda,

“Hadi aşkım…” dedi dudaklarını benden kurtarıp… “Beni yatak odasına götür. Doğum günü hediyeni vermek istiyorum.”

***

Kendimi bambaşka, seksi, ateşli, muhteşem hissediyordum. Zaten bunun için elimden gelen her şeyi yapmıştım. Ailemin, çevremin tepkilerini eleştirilerini göğüsleyerek türbanımı çıkarmış, saçımı boyatmış, giyim tarzımı değiştirmiştim. Nişanlıma muhteşem bir doğum günü hediyesi sunacaktım. Kendimi…

Aslında beni ortalıkta bırakıp giden Hasan’a tüm kızmama, nefret etmeme rağmen, onunla yaşadığım inanılmaz zevklerin hasretiyle yanıp tutuşuyordum. Dile kolay, bir yıl bu anı beklemiştim. Efe’ye kalsa evlenene kadar sevişmeyecekti benimle… Oysa ben alıştığım, müptelası olduğum o zevkleri tekrar tatmak istiyordum. Doğum günü bunun için bahane olmuştu bana…

Efe bir anda kollarının arasında kaldırıp kucağına alıverdi beni… Hızlı adımlarla yatak odasına doğru ilerlerken hala hırsla öpüşüyorduk.

Yatak odasına girdik, yavaşça yatağın üzerine uzattı beni… Geri çekilip beni seyretmeye başladı. Gözlerinde beğeni, şehvet, hayranlık, açlık, her şeyi okuyabiliyordum. Elimi uzattım baygın bakışlarla, şehvetten çatallanan sesimle,

“Hadi aşkım, bırak artık bakmayı, gel beni al…”

Geldi. Üzerime çıkıp erkek gövdesinin ağırlığıyla ezerken öptü öptü öptü… Her yerimde dolaşıyordu elleri… İnce askılı tişörtümü çıkardı üstümden… Göğüslerime baktı hayranlıkla…

Sütyenimin dantellerini okşadı, ellerini arkama götürüp kopçasını açtı. İri memelerim hürriyetlerine kavuşunca sertleşmiş uçlarıyla dikildiler. Ardından elleri memelerimin üstüne kapandı, avuçladı… Zevkle inledim,

“Ohhh… Efe…”

Uzun uzun oynadı memelerimle, uçlarını öptü, parmaklarının arasında ezdi, emdi. Zevkten kıvranıyordum iyice… Eteğimi indirdi sonra… Kalçalarımı kaldırıp ona yardım ettim, çıkarıp fırlattı. Üstümde tanga külodum ve jartiyerle çoraplarım kalmıştı sadece…

Kendisi de telaşla soyundu. Bir baksırı kalana kadar fırlatıp attı üstünde ne varsa… Sonra tekrar üzerime kapandı. Öpüyor, okşuyor, yalıyor, her yerimi elleyip mıncıklıyordu. Baksırın önündeki sertlik çoraplı bacaklarıma değdikçe zevkten geberiyordum. Bir an önce içime almak istiyordum erkekliğini…

Eli tekrar apış arama dalıp okşamaya, parmaklamaya başlayınca daha fazla dayanamadım. Zevkten kendimi kaybettim. Zevk inlemeleri odada yankılanırken ilk orgazmımı yaşadım. Dakikalarca kasıldım durdum.

Efe yanıbaşımda dirseğine dayanarak uzanmış, benim orgazm oluşumu izliyordu parlayan gözlerle…

Kasılmalarım bitince eğildi, tekrar öpmeye başladı beni… Biraz söner gibi olan volkan yine kaynamaya başladı dudaklarının dilinin temasıyla… Elimi aradan baksırına uzatıp indirmek istedim, engel oldu. Boynuna sarıldım ben de…

Durmadan öpüyordu beni… Göğüslerimi okşuyor, karnımda dolaşıyor, külodumun üzerinden kadınlığımı avuçluyor, çılgın gibi vücudumu keşfediyordu parmaklarıyla… Zevkten inliyordum, hele dudakları aşağılara inince bittim,

“Ohhh… Efe…” Tangamı hafif sıyırıp dudaklarını orama gömdü. “Mmmm… Öp aşkım… Öp… Harikasın…” diyerek saçından tuttum, başını apış arama bastırdım.

Dakikalarca yaladı beni… Külodumu indirip bacaklarımın arasına girdi. Dili vajina dudaklarında, kabarmış klitorisimde dolaşıyor, ıslak ıslak, sıcak teması bitiriyordu beni…

Arada klitorisimi dudaklarının arasına kıstırıp eziyor, parmaklarını içime sokup G noktamı okşuyordu. Bense kalçalarımı kaldırıp kaldırıp indiriyordum şehvetten… Dayanacak halim kalmamıştı,

“Offf… Hadi artık Efe… Dayanamıyorum… Al beni aşkım… Seni istiyorum…” diye yalvarmaya başladım nişanlıma…

Bacaklarımı aralayıp arasına girdi. Zevkle kavuşma anını bekledim, titriyordum heyecandan… Üzerime abandı, bir eli aramızda, sertliğini istekle bekleyen kadınlığıma sürtmeye başladı. Parmaklarının, penisinin temasını hissediyordum. Hala parmağını içime sokup duruyor, kalçalarıyla deviniyordu bacaklarımın arasında… Dayanamadım, sabırsızlıkla,

“Hadi Efe… Bırak artık parmağınla oynamayı… Sok şunu içime…”

Durdu birden… Elini aramızdan çekti… Tüm ağırlığıyla üstüme yığıldı, başını başımın yanına yastığa koydu…

“Nil… Bu da benim sana itirafım sevgilim…” dedi fısıltıyla… Şaşırmıştım,

“Ne…? Ne diyorsun aşkım? Ne itirafı…?”

“İçinde oynayıp duran…”

“Nasıl..?”

“O içindeki benim parmağım değil Nil… Şu anda sikim tamamen amının içinde gömülmüş vaziyette…”

***

Offf… En sonunda itiraf etmiştim işte ben de… Ergenliğimden beri içimi kemirip duran laneti nişanlıma söyleyebilmiştim.

Sik değildi benimki… Pipi… On santimlik çocuk pipisi… En çok isteklendiği, en fazla kalktığında oniki santimi geçmeyen bir pipi…

Yeni ergenliğe adım attığımız yıllarda birlikte dal taşak meydanda porno kaset izlediğimiz amca çocuklarının bakıp bakıp güldüğü, parayla seks yaptığım fahişelerin acımayla baktığı cinsellik organımın boyutuydu içimi kemiren… Benim kendine güveni olmayan pısırık biri olmama yol açan lanet hastalık…

Şimdi de korkuyla nişanlımın vereceği tepkiyi bekliyordum. Ne diyecekti acaba? O da gülecek miydi halime? Bırakacak mıydı beni? Bir ömür geçirecek miydi benim gibi küçük pipili bir erkekle?

“Devam et Efe…” dedi. Başımı iyice yastığa gömdüm, utançla,

“Nil… Yapamam… Heyecandan, korkudan iyice küçüldü. Şu anda… Yumuşadı, yapamam dediğini…”

Altımdan kalkmak için doğruldu, ben de yana devrildim. Sırtüstü yatıyordum yatakta, utançtan kıvranarak, bir elim apış aramda, pipimi nişanlımın meraklı gözlerinden saklamak istercesine…

“Çeksene elini aşkım…” dedi Nil… Çektim. O meraklı bakışlar kasıklarıma odaklandı. Elini uzattı. Tuttu. Evirdi, çevirdi. Eğildi baktı. Parmaklarının arasında ezik büzük bir solucan vardı sanki, bana öyle geliyordu.

Okşadı, okşadı sikimi… Taşaklarımı tarttı. Kasıklarımda bir kıpırdanmadır başladı tekrar sıcak parmaklarının temasıyla… Doğrulup bacaklarımın arasına yerleşti iyice… Gözlerini bana çevirdi pipimden…

“Öpmemi ister misin Efe?” dedi. “Senin için sakıncası yoksa öpmek, yalamak istiyorum.”

“Ta… Tabi Nil…” diye kekeledim. “Ne istersen yap…”

“Peki, sen de beni yalamak ister misin?”

“Nasıl yani?” Güldü,

“Canım, 69 yapalım mı diyorum sana… Aynı anda birbirimizi yalayalım, oral seks yapalım.”

Benim düne kadar türbanlı, en fazla bir kaç kez eski sevgilisiyle sevişmiş küçük nişanlımın böyle şeyleri bilebilmesi tuhafıma gitti doğrusu… Ama sorgulayacak, itiraz edecek durumda değildim.

Aramızda yedi yaş fark vardı nişanlımla… Üstüne üstlük, ben erkektim. Normal şartlarda erkeğin tecrübeli olması, böyle şeyleri sevgilisine erkeğin öğretmesi, yol göstermesi gerekmez mi?

Benim küçük nişanlım cevabımı beklemedi bile… Bacaklarımın arasından çıktı, ters dönüp bir bacağını başımın üstünden geçirip kasıklarıma eğdi başını…

“Ah…” dedim. “Bu muydu?” Sanki çok yapmışım, çok tecrübeliymişim gibi bir havayla söylemiştim bunu…

Dudaklarının sikime değdiğini hissettim. Başını ağzının içine aldı, somurmaya başladı. Omurgamdan yukarı bir zevk dalgasının yükseldiğini duydum. Başımın üzerinde nişanlımın cinsel organı duruyordu bu arada… Islak, nemli, içinden akan şeffaf zevk sıvısıyla parıl parıl parlıyordu. Ellerimi kaldırıp kalçalarından tuttum, kendime doğru çektim. Dilimle o ıslak kadınlığnı yalamaya başladım.

“Ihhh…” diye bir inilti koptu nişanlımdan…

Sikimi ağzının içinde emerken boğuk boğuk inlemeye başladı dilimin hareketleriyle… Bana bir gayret geldi iyice yalamaya, dilimi içine sokmaya başladım. Bir yandan da parmaklarımla çalışıyordum. Bacaklarındaki jartiyer çorapları vardı sadece üzerinde giysi olarak… Kah çoraplarını bacaklarını okşuyordum, kah kalçalarını…

İkimiz de inliyorduk. Dakikalarca yaladık birbirimizi… Amının kokusu, içinden süzülen zevk sıvıları, sikimi yalayıp emmesi sürekli… Sonra doğruldu, ters döndü, başımın üzerinde alçalıp saçlarımdan tuttu, çekiştirerek hırsla,

“Ohhhh… Yala… Yala amımı sevgilim… Çok güzel yalıyorsun… Dilini sok amcığıma… Emmm…” diye inledi.

Deli gibi yalıyordum nişanlımın amcığını… Böyle terbiyesizce pis kelimeler kullanarak istediklerini yaptırması, utanmazca amını, çırılçıplak bedenini bana sergilemesi, çorapları… Her şey beni tahrik etmek için bir araya gelmişti sanki… Elini arkaya attı, sikime… Sertti sikim… Hiç olmadığı kadar sert… Küçük ama yine de sert…

“Seninki canlandı iyice aşkım…” dedi. “İster misin beni? Bu sertliği amıma sokmak ister misin? Nişanlını sikmek ister misin?”

“Evet… Çok hem de…” dedim hırsla…

Kollarından tutup yatağa devirdim Nil’i… Bacaklarını araladı istekle, beni arasına aldı. Hiç beklemeden sikimi yuvasına sokmaya başladım. Islak amcığına bir anda gömüldü aletim… Sokup çıkarmaya başladım. Bir yandan nişanlımı çılgınca öpüyor, bir yandan bacaklarının arasında inip kalkıyordum. Fazla sürmedi, belimden, taşaklarımdan bir sızı geldi, sikimin ıslak vajinadan aldığı zevkle birleşti,

“Geliyorum Nil…” dedim soluk soluğa…

“Ohhh.. Bekle… Biraz… Ben de gelmek üzereyim… Tut kendini Efe… Beraber…”

Biraz daha dayandım… Kasıklarım patlamak üzereydi… Nişanlım altımda dalgalanmaya başladığında kendimi kaybettim. İkimiz aynı anda boşalmaya doğru tırmanırken aniden içinden çıktım, sikimin ucundan fırlayan spermlerini karnına doğru attırmaya başladım.

Benim içinden çıkmamla zevki yarım kalan Nil, altımda kıvranarak karnına göğüslerine kadar yağan beyaz döllerime bakıyordu. Biraz hayal kırıklığı vardı ateş saçan gözlerinde… Orgazm kasılmalarımın arasında hissetmiştim bunu, çatılan kaşları anlatıyordu her şeyi… Beceriksizce ondan erken boşalmama öfkelenmeye başlıyordu.

İşte bunu yapamazdım ona… Zevkimi yarıda bıraktım. Hemen bacaklarının arasına başımı, kabarmış amına parmaklarımı soktum. Önce bir, sonra iki parmağımı içinde hareket ettirirken klitorisini emiyordum.

Tekrar yükseldi Nil… Başımı bacaklarının arasında kıstırıyor, saçlarımı çekiştiriyor, kalçalarını sağa sola savuruyor, deli gibi inliyordu.

“Ohhhh… Yala… Yala aşkımmm… Mmmmm… Harikaa… Dilini sok… Bızırımı em… Canımmm… Erkeğim benim… Oooohhhh….”

Seks makinası gibi çalışıyor, nişanlıma unutamayacağı bir oral seks yaşatıyordum. Eksikliğimi, kusurluluğumu, erken boşalmamı unutturmak istiyordum ona…

Yatakta solucan gibi kıvrana kıvrana, saçlarımı acıtarak çekiştiriyor, orgazmın zirvesinde geziniyordu sevgilim… Haykırarak, zevk çığlıkları ata ata boşaldı… Dakikalarca sürdü kasılmaları…

O kasılırken ben okşamaya devam ediyordum kasıklarını, karnını… Eğilip dilimle gezindim, karnının üzerinde parlayan kendi spermlerimin tadına baktım… Amca oğullarıyla, komşunun oğluyla porno kaset seyrederken yaptığımız yaramazlıklar, meraktan ve abazanlıktan giriştiğimiz erkek erkeğe oral seks denemeleri, yalayıp yuttuğum spermler geldi aklıma… Bana sikini emdirip yalattıran amca oğlunun spermlerinin tadı…

Neden sonra fırtına bitince ben de yanına uzandım nişanlımın… İkimiz de soluk soluğa yan yana yattık. Gözlerim tavanda, boşalmanın verdiği tatlı yorgunluk içindeydim…

Mutluydum. Tek endişem nişanlımın ne düşündüğüydü… Benim için ne düşünüyordu acaba? Küçük erkekliğim konusunda… Geleceğim, her şeyim onun vereceği kararla şekillenecekti. Heyecanla bekliyordum.

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *